'Kötü öğretmen yoktur. Kötü veli yoktur. Kötü öğrenci de yoktur. Kötü eğitim sistemi vardır. ‘Rıfat ILGAZ
Yıllardır filmlerde izlediğimiz “Hababam Sınıfı”, Türk eğitim sisteminin adeta bir haritası görünümündedir. ‘Ağlanacak halimize güleriz’ sözü bu filmler için tam yerindedir. Üretmeden, araştırmadan yoksun, ezbere dayalı bir öğretim biçimimizin yarattığı gülünçlükler üzerinde düşünme ve çabalama yerine, gülüp geçmişiz hep. Usta yazar Rıfat Ilgaz, bize nasıl bir ortam yarattığımızı, gençlerimizi nasıl yetiştiremediğimizi gülünçlüklerle sunarken, aslında bizim düşünmemizi istemiş ama biz bir türlü bu gerçeği görmek istememişiz.
Kıymetli dostlar, cehaletin gelişip büyüdüğü toplumlarda; gözyaşı, şiddet ve yoksulluk gelişip yaşam bulur. Böyle bir ortamda insanların mutlu olması düşünülemez. Kargaşanın hüküm sürdüğü bu gibi durumlarda yaşamın zorlukları da kendini katlayarak gösterir. Tüm bunların çaresi iyi eğitilmiş bir gençlik ve onlara sunulan yaşam fırsatlarından geçer.
Yani anlayacağınız eğitim öyle mühim bir meseledir ki, günlük politik kaygıların ve popülist yaklaşımların üstünde tutulması ve yürütülmesi gereken bir meseledir. Plansız ve alt yapısız hareketler eğitim sisteminde toplumsal sorunlara yol açar.
Gerçekten de ülke olarak eğitimdeki genel başarısızlığımıza baktığımızda muhalefeti eleştirir, iktidar memnun değildir, eğitim camiasındaki en alttan en üst kademesine kadar da herkes şikâyetçidir. Peki; sorun nerede, kimdedir? Sürekli değiştirilen model demi yoksa sistemde midir?
Cumhuriyetten bu yana geçen 97 yılda 79 bakan değiştiren Milli Eğitim, son 19 yılda da 6 bakan değiştirmiştir. Eskiden, hükümet değişikliklerine bağlı olarak eğitimde değişen politik tercihlerin etkisinden bahsedilebiliyordu. İktidar partilerinin eğitim politikalarına göre doğru ya da yanlış yenilikler gerçekleşebiliyordu. Fakat yıllardır aynı partinin yönetimi altındayken bu kadar sık değişiklik yapılması nasıl izah edilebilir?
Bakınız, Türkiye’de 2000’li yılların başında “her ilde en az bir devlet üniversitesi kurulması” politikası kapsamında çok sayıda üniversite açılmıştır. Bu gelişmenin sonucu olarak yükseköğretim mezunu gençlerin sayısı yükselmiştir. Bu yükseliş beraberinde işsizlik sorununu ortaya çıkarmıştır. Zira gençlerimizin eğitimini almış olduğu alanlarda topluma hizmet edecek istihdam alanları yaratılamamıştır.
Konu birazda burada düğümlenmektedir. Yüksek öğrenimde insan gücü planlaması çok önemli. İnsan gücü planlaması ülkenin ihtiyacına göre, piyasanın talebine göre, kalite ve vasıflı insan yetiştirmektir. Ülkenin siyasi iktidarları üretim, yatırım ve istihdam programlarını bu ölçütlere göre ayarlamalıdır.Eğer ihtiyaç yoksa bu kadar nitelikli iş gücü neden yetiştirilmektedir? İş bulamama üniversite mezunlarının yetersizliğinden kaynaklanıyorsa o zaman da eğitim sistemi yeniden sorgulanmalıdır.
Öyleyse Türkiye, iyi düşünülüp planlanmış, uzun soluklu bir ‘kültürel kalkınma’ politikasını ivedilikle hayata geçirmelidir. Bu politikada, yöneten ve yönetilenleriyle, tüm toplum katmanlarının meseleyi sahiplendiği, insani ve kültürel gelişmeyi hedefleyen, yeni bir toplum projesi üzerine kurulmalıdır.