Ermeni soykırım yalanının ısıtılıp yeniden servis edilmesi ile birlikte; Fransız parlamenterlerin ancak % 10 nispetinde bulunduğu bir meclis oturumu sonrası oylanması ve kabul edilmesinin ardından başlayan Fransa’ya tepkilerde akıllara hep aynı soru geliyor: “Senin zorun ne?”Dertlerinin Ermenileri falan düşünmek olmadığını herkes bilir. Öyle olsaydı 1915 yılında meydana gelen olayları sorgulama yerine 2000-2012 yılında meydana gelen olayları ele alırlar, Irakta ölen 1 milyon insanı, Filistin de öldürülen binlerce masum insanı konuşurlardı. Amaçları suyu bulandırmak, yarım akılları ile zihinleri karıştırıp niyetlerini gizleyerek pis emellerine ulaşmaktır.
Eski Fransa Cumhurbaşkanı Fransuva Mitterant’ın eşi geçen ay içerisinde ölünce Kuzey Irak ta ki terörist yanlısı oluşumun üzüntüsünü belirtmek üzere “Kürtlerin annesi öldü” diye başlık atan gazetelerin kastettiği şey işte bu soykırım yalanı ile ilişkilidir. Ömrü boyunca yılda birkaç kez Kuzey Irak’a gidip orda ki peşmergeleri ve terör guruplarını ziyaret etmesiyle ünlü Bayan Mitterant nedense Afganistan’a, yada Filistin’e hiç gitmemiş. Kuzey Irak ziyaretlerinde çekilen fotoğraflardaki yılışık yüzündeki derin çizgilerinin içine sinen pis tortular onun asıl maksadını net anlatır.
Ermeni soykırım yalanı ile dünyayı kandırmalarının gerçek nedeni Türkiye’de 30 yıldır devam eden terörü ve kendilerini Ermenilere daha yakın gören teröristleri meşru göstermektir. Böylelilikle;1526 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın eteğini öperek kazandıkları ticari kapitülasyonları (Osmanlıca adıyla Uhud-u Atika, yani ticari imtiyaz) terörün oluşturacağı kaos ortamı sayesinde bedel ödemeden sürdürmektir. Kuzey Afrika ülkelerini nasıl haraca bağlayıp 250 yılıdır sömürüyorlarsa Orta Doğunun liderliğine soyunan Türkiye’yi terör kozuyla dize getirmeye çalışmaktadırlar.
Fransa parlamentosunun aldığı karar sonrası Türkiye’nin bu ülkeye karşı almayı düşündüğü yaptırımların etkili bir sonuç vereceğini sanmıyorum. Çünkü Avrupa’nın gelişmiş devletleri ile olan ekonomik ilişkilerimiz çok içe geçmiş ayrışması zor bir görüntü arz eder. Almanya’dan sonra en çok gurbetçinin bulunduğu devlet Fransa’dır. Sadece otomobil firmaları (Renault, Citiröen,Pegeout)ile olan ilişkimiz bile bu ayrışmayı zorlaştırır.Buna rağmen kararlı ve mesafeli bir duruşla sonuç alacağımızı söyleyebilirim. Kısa sürede ticareti kesip atarak, boğazları Fransız gemilerine kapatarak sonuç almak zor olacağı gibi sonuçları da beklediğimiz gibi olmayabilir. Sabırlı olup zamana oynamak en doğrusudur. Aslında en doğrusu kalkınma yolunda başlattığımız hamlelerimizi kesintiye uğratmadan sürdürmek, Avrupa’da devam eden ekonomik krizin etkileri geçmeden çok mesafe almaktır. Bunun için markalaşmaya önem vererek dünya pazarlarına yeni ürünlerle tez elden açılmak gerekir. Üniversitelerin Latince kelime ezberleten yerler olmaktan kurtulması gerekmektedir.150 üniversitesi olan bir ülkenin bir otomobil markası olmamasıdır bizi Fransa karşısında güçsüz bırakan sebep…
Her sabah dünya yeniden kurulur, her yeni gün yeni kimliği ile uyanır, gün doğmadan nelerin doğacağını onu programlayan Yaratıcı bilir. Ümitsizlik kadar dünyaya zarar veren bir düşünce yoktur. Bu tür sıkıntılar Türkiye’nin uluslar arası diplomasi müsabakalarını kazanması için bir fırsat olarak görülmelidir. Kısa sürede kim kazanırsa kazansın uzun vadede iyiler ve iyi yürekliler kazanır. İyilikten murat: hakkı hukuku gözetmek olmalıdır.
ASIL NİYET BAŞKA