Danışma: görüşme, istişare ve şûrâ eşittir ortak akla denir. Geniş anlamıyla ise bir işe başlarken ilgili kişilerle konunun gereğini, gelişimini ve sonucunu ortaya koyan bir gayreti ve fikir alışverişini ifade eder. Danışma bilhassa yetki kullananlar için olmazsa olmazdır. Samimî bir ortak aklın olmadığı yerde despotluk olur.
İslam: istişareyi “ birbirinden görüş almayı tavsiye etmiş, hatta emretmiştir.
Bu kavramlar “arı kovanından bal almak” manasına da gelir. Bununla sanki birçok görüş, seçenek ve alternatiften bal gibi en saf, en halis ve en faydalı olan kanaati elde etmek manası kastedilir.
İnsanın insana müracaat etmesiyle yeni görüş, fikirlerin ve kabiliyetin ortaya çıkması en doğru, tutarlı ve faydalı olanın elde edilmesi, en mantıklı ve makul sonuca ulaşılması için istişare son derece önemlidir. Özellikle de kamunun menfaati, gelecek nesiller adına önemli kararların alınması ve de gerçekçi reformların yapılması için istişare hayatî bir prensiptir.
İslâm öncesi, geçmiş nebiler döneminden günümüze kadar, şûrâ ve istişâre ilkesi kişisel veya toplumsal olarak bir prensip olarak uygulanmıştır. İslâm öncesi Arap toplumundaki uygulama sahası genellikle her kabîlenin kendi içerisinde ya da ileri gelenlerin oluşturduğu dâru’n-nedve gibi bir meclisle yürütülmüştür.
Her çağa hitap eden “... Her bilgilinin üstünde bir bilen vardır.”[1] anlamındaki âyetinde açıklandığı gibi bir insan ne derece zekî ve ne derece tecrübeli olursa olsun kendisinden daha bilgili, daha tecrübeli insanlar vardır. Fertler' için değişmez olan bu yasa aynen cemiyetler için de geçerlidir. Bu anlayışla istişâre prensibi, daha ciddi ve düzenli olarak devletlerde meclisleri oluşturmuştur.
Aralarında istişareyi usûl ve kanun haline getiremeyen toplulukların, siyasî, içtimaî ve askerî alanlarda, maarif öğretim eğitim, hukuk, iktisat, iç ve dış siyaset dallarında başarılı olmaları, amaçladıkları sonuçları sağlamaları mümkün değildir.
Bunun içindir ki dinimiz, fert ve cemiyet hayatı için önemi büyük olan istişareyi yani danışmayı toplumsal vazife kılmıştır.
Şûrâ sûresinde:Onlar, işleri de aralarında hep istişâre ederler..[2] yönetimler) hakkında onlarla istişârede bulun…Bir işe azmettiğinde karar verdiğinde Allah’a tevekkül et.” [3]
Müslümanların hayatında, devletin siyasi ve idarî bir düzeni olmaktan öte ailede, toplumda ve sosyal hayatın bütün alanlarında uygulanması gereken ana vasfı olduğunu açık beyandır.
İstişâre, genel bir prensiptir. Her konuyu, o konuda bilgi, tecrübe ve ihtisas sahibi olan insanlarla istişâre etmek gerekir.
Herkesten akıllı olduğunu iddia etmek doğru olmadığı gibi makul de değildir. Vebal ve sorumluluğu da ağırdır. Her akıl ve vicdan sahibinin insanların görüşlerini dinlemeye ihtiyacı vardır.
Görüş almak, danışmak insanın kendisinden daha tecrübeli, daha bilge insanları bulup yardım alması anlamında da düşünülmelidir.
Günümüz dünyasının karmaşık meseleleri içinde önünü görmekte ve geleceği tasavvur etmekte zorlanan insanların mutlaka “profesyonel yardım” alması gerekir. Aksi halde bilgisi dışında ve dikkatinden kaçan gelişmelere maruz kalabilir. Bu sebeple maddî ve manevî kayıplar yaşayabilir. Bu durum okullarda rehberlik servislerinin bulunması, şirketlerin ve kurumların danışman istihdam etmelerini zarurî hale getirmiştir.
Danışma, görüş alma alışkanlığı esasen ailede başlar. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren görüşlerinin sorulması onların şahsiyetlerinin şekillenmesine olumlu katkılar sağlar. Önem verilmek, dikkate alınmak insanları özgüvenli ve üretken yapar. Ancak Anadolu’muzun geleneksel yapısında ne yazık ki böylesi bir uygulamanın yer almadığı, hatta çocuğa “Sus! Senin aklın ermez” denilmek suretiyle onun dışlandığı ve itildiği yakın geçmişimizde gözlemlenen bir gerçektir.
İstişarenin olduğu bir yönetimde, toplumda ya da ailede insana değer verme, sevgi ve saygı âdetâ ete kemiğe bürünür. Aidiyet hissi artar.
“Her âdem ve bir âlem gibidir” düsturundan yola çıkarak tanışma, görüşme ve düzenli programlar insanların birbirlerinin sadece bilgilerinden değil, ruh hallerinden de etkilenmelerine neden olur.
İstişareyi terk etmek akıl gözünü kapatıp çalımla yürümeye benzer ki sonunda bir duvara ya da bir direğe veya başka bir şeye toslayınca gözleri açılır. İşte bu kazayı engelleyecek olan göze “basiret” gözü denilir.
Vahiy, akıl, bilim ve istişare bir binanın dört köşesindeki kolonlar gibidir. Herhangi biri hasar gördüğünde ya da yıkıldığında bina yıkılır. Diğer bir ifade ile insanın kılavuzu vahiy ve akıl, aklın kılavuzu ise bilim ve istişaredir.
İstişare insanların farklılıklarını da ortaya koyar. Farklılıklar, sorunları çözmede yardımcı da olabilirler. Elbette ehli ile yapılmalıdır. Ehli ile yapılmayan danışma ve görüşme fayda yerine zarar getirir. İstişareyi kanaatimce “Bilmiyorum” diyebilmenin özgüvenini yaşayan insanlar yapabilir.
İnsan, doğası gereği diğer insanların görüş ve önerilerine ihtiyaç duyan bir varlıktır. Ne kadar bilgili ve tecrübeli olursa olsun insanın tek başına her şeyi başarabilmesi veya her konuda en doğru kararı verebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle aile, iş hayatı, eğitim-öğretim, toplum, bürokrasi ve siyaset gibi hayata doğrudan etki eden alanlarda ortak aklı işlevsel kılmak, maddî ve manevî pek çok menfaatin temini için oldukça önemlidir. Çünkü bireysel ve toplumsal hayatta başarının, eğitimde kalitenin, bilimde ilerlemenin, üretimde verimliliğin, geleceğe dair huzur ve refahın ve yönetimde adaletin temini için istişare, varlığı zorunlu bir ilkedir. Nitekim istişare, bir konuda ehliyet ve liyakat sahibi bir başkasının görüşünü ve düşüncesini talep etmeye verilen addır. Diğer bir ifadeyle herhangi bir işte uzman, bilgi sahibi bir diğerinin yardımına ve desteğine başvurmaktır. Bu anlamıyla istişare, en doğru ve yararlının ortaya çıkarılması için mesleki, akademik ve teknik yönden ortak aklın işe yöneltilmesidir. Dolayısıyla inanç, yaş, aidiyet gibi kriterlere önem vermeksizin bireylerin bilgi, birikim, tecrübe ve yeteneklerinin, diğer insanların refahı için açığa çıkarılmasıdır.
Şu halde insanın danışabileceği uzmanların olması bir toplum için en büyük nimettir. Hayatın her alanında hakikat endişesi taşıyan, fikirlerine başvurulabilecek, kendilerine sorular sorulabilecek ehliyet ve liyakat sahibi bireyleri barındıran toplumların küresel ölçekte etkili bir güç oldukları da unutulmamalıdır.
- istişare'yi ümmet için bir rahmet kıldı. Onlardan her kim istişarede bulunursa doğruluktan ayrılmaz. Her kim de istişare etmez, kendi fikrini beğenirse, hatadan kurtulamaz. [4]
Bedir harbinde Peygamberimiz ordusu için karargâh Hubbab'ın fikrini isabetli bularak değiştirdi.[5].
Ve tavside bulundu: aranızda meşveret ediniz. Bir kişinin sözüyle hareket etmeyiniz. [6]
Kim bir iş yapmak istedi ve müşaverede bulundu ve ona göre hareket etti ise işlerin en doğrusuna hidayet edilmiş demektir” [7]
“Akıllı kimselerden doğru yolu göstermelerini isteyin ki doğru yolu bulasınız. Onlara muhalefet etmeyin pişman olursunuz”. [8]
“İstihare eden zarar etmez, istişare eden de pişman olmaz.” [9]
Usulümüz şu olmalı:
Almak istediğimiz karar, yapmak istediğimiz iş Allah'ın emirleri ve yasaklarına uygun mudur, değil midir? Önce bunu araştıracak ve öğreneceğiz. Uygunsa yapacak, değilse yapmayacağız.
Çünkü korunma da İslâmi çizgide başarı da istişare ile sağlanabilir.
Sözünü ettiğiniz durumda dini ölçüleri bilen tecrübeli adil olan kişilerle istişare ediniz.
Bu gibi bir durumda yalnız başınıza karar verip uygulamaya koymayınız. [10]
“İstişare pişmanlığa karşı bir kaledir”
Mü'minlere bildiğimizi söylememek, doğruyu anlatmamak, hayırlı olanı öğütlememek hiyânettir.
“İstişâre edilen kişi, kendisine güvenilen kişidir.”
“İdarecileriniz, içinizden iyi kişiler, zenginleriniz ise cömert kişiler olduğu ve işleriniz de müşavere ile yürütüldüğü takdirde, sizin için toprağın üstü altından daha hayırlıdır..” “İstişâre edilen kişi, kendisine emniyet edilen kişidir” [11] buyurmuştur. Bu rivâyete göre fikrine başvurulacak kimse, güvenilir bir kimse olmalıdır. “…ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerdir.” [12]
Güven vermeyen, hakikati olduğu gibi söyleyeceğinden emin olmayan kişilerle danışılmamalı.
“Sizden biriniz kardeşiyle istişâre etmek isterse kardeşi görüşünü söyleyerek ona yol göstersin” [13]
Sonuç: Şûrâ ve istişâre yani danışma, her alanda uygulamamız gereken, ilahi bir prensiptir. Bu prensip İslâmî yönetimin ve iletişimin de esasları arasındadır. Günümüz devlet yönetiminde, Ekonomi Şûrâsı, Dîn Şûrâsı, Eğitim Şûrâsı, Aile Şûrâsı, Askerî Şûrâ vb. şûrâların yapılması, şûrânın her platformu uygulanıyor.
İnsanlar, kendi aralarında oluşturduğu beşeri ve sosyal ilişkilerde, birbirlerinin görüşlerine müracaat etmekle, insanın onur ve şahsiyetini korur. Onun şahsına ve fikirlerine verilen önemi gösterir. Psikolojik iknâ sağlar ve alınan kararlarda pişmanlık ve vicdanî tahribatı önler.
Güç yetirilemeyecek görev ve yetkilere karşı bireyi korur.
Danışma, yetki ve sorumluluğun paylaşımını gerekli kıldığından öz denetimi ve işe bağlılığı güçlendirir.
Görüş ve fikirlerin değişebileceğini gösterir. Düşünsel ve bilimsel gelişime ivme kazandırır.
Başkalarını tecrübe, bilgi ve yeteneklerinden faydalanmayı sağlar.
Gizil tecrübe, bilgi ve yeteneklerin ortaya çıkarılmasına imkân tanır.
İnsanlar arasında muhabbet, sevgi, barış, yardımlaşma ve birliktelik duygusunu pekiştirir.
Aklın, yeteneklerin ve tecrübenin ufkunu genişletir. Farklı fikirleri ortak bir ülküde birleştirir.
Gelecek nesiller için ortak aklı, yol gösterici bir metoda dönüşür. Pasif çoğulculuğu değil, aktif katılımcılığı esas alır.
Fikirlerin özgürce ve korkusuzca iletilmesini sağlar. Üretkenliği sağlayan eleştiri kültürünü geliştirir.
Güveni tesis eder ve görüşlerin ortaya konulmasında bireylere cesaret aşılar.
Kararların daima gözden geçirilmesini gerekli kılar. İşin başında hata ve eksiklerin farkına varılmasına olanak tanır.
Zaman ve emeğin en verimli şekilde kullanımını sağlar.
Derin analiz, uzun soluklu düşünme ve kolektif çalışmalardan sonra harekete geçmeyi gerektirir.
İstişâre, hayatın tüm alanlarında ehliyet ve liyakati işlevsel hale getirir.
Alınan kararlarda şeffaflık ve hesap verebilirlik olgusunu güçlendirir.
Sorumluluk hissi,danışmanın aynı zamanda bir eğitim meselesi olduğuna işaret eder.
Danışma, şahısların karizmalarını değil, alanında uzman bireylerin bilgi ve tecrübelerini toplumun onay ve kabulüne sunar.
"Akıllı insan, ortak akıla değer veren ve başkalarının düşüncelerinden en çok yararlanan insandır."
Vahyin muhatabı aklıdır. Vesselam.
29.10.2024
Gölcük / KOCAELİ
Gençağa EREN
[1] Yusuf sûresi 76.
[2] Şûrâ sûresi: 38.
[3] Ali İmran sûresi 159.
[4] Celaleddin Suyuti, Ed-Dürrül Mensur, c, 2, s, 359. İbn Adiy, Beyhaki.
[5] İbn-ü Hişam, Es-Siretün - Nebeviye, 2/272.
[6] Age, c, 7, s, 357 Hatibi Bağdadi.
[7] Age, c, 7, s, 357. Beyhaki’den.
[8] Age, c, 7, s, 357 Hatibi Bağdadi.
[9] Age, c, 2, s, 359. Taberani.
[10] S. Müslim ve Ter. M. Sofuoğlu, 7/30. Tac, 5/74
[11] Ebû Davûd, Edeb, 114,
[12] Asr sûresi 3.
[13] İbn Mâce, Edeb, 37,