Sondan başlayacak olursak:
Yerildik! Ey Halkım.
Komşu ilden bilim adamı olduğunu iddia eden bir zat, Demiryolu Gümüşhane’den geçerse çok pahalı olur diyerek Sayın Başbakan’a şikâyette bulunmuş ve bu olayı bir kusurmuş gibi epeyce de hicvetmiş. Kişisel bir görüş varsın etsin. İnsana yapılan yatırım, maliyeti ne olursa olsun ötelenemeyeceğini Prof. Dr. Çelik’in bildiği kesin. Öyleyse bu çıkış niye? Ortada bir oyun var. Trabzon halkı ile Gümüşhane halkı karşı karşıya gelsin. Ki! (Asla gelmez.) O zaman orta yol ne olur? Bu iki halk anlaşamıyor. Gelin iptal edelim.
Bu oyuna biz gelmeyiz. Bizim kimse ile derdimiz yok. Demiryolu maliyeti ne olursa olsun dağ tepe demeden her yerden geçmelidir. Çünkü uygarlığın ve ulaşımın temel üçayağından (deniz-hava-demiryolu) birsi demiryoludur. Maliyet değil teknik olarak demiryolu Gümüşhane’den geçmeyecekse varsın geçmesin. Biz Gümüşhaneliler olarak zaten ıslanmışız, yağmurdan neden kaçalım ki? Ya da Ozan Hışır Osman’ın dediği gibi:
Neyinden korkayım kışın,
Yazın yağar kar başıma.
Zaten doğru dürüst karayolumuz yok, hava yolu yok, deniz hiç olmaz, demiryolu da varsın olmasın.
Yerel gazetemizin birinde yayınlanan Prof Dr. Çelik’in görüşleri kendini bağlar. Bu yazımız kendisine bir cevap olarak verilmediğini hatırlatarak diyoruz ki “Çocuk doğmuştur, adı konmuştur, evli evine, köylü köyüne, herkes işine baksın”
ÖVGÜ NE İÇİN
İnsanlar övgü almadan yeni bir davranış edinemezler.
İnsan tabiatının özünde şiddetle takdir edilme arzusu yatar.
Bir insanın ilerlemesini sağlamanın yolu takdir ve teşvik etmekten geçer. Psikologlar, “Takdir edilmek yaşantımızda önemli bir ihtiyaçtır” demektedirler.
İşin özü ise, iltifatın gerektirdiği marifet noktasına ulaşabilmektir. Bunun delili ise iş ve eserdir.
İş deyince değerli bir yöneticiyi masası başında hep ayakta görmüş olmam. Sosyolog Maslov’un; “yönetici oturan değil, saha elemanı olmalıdır” sözünü bana hatırlattı. Tıpkı futbol takımı antrenörü gibi.
Devlet Hastanemizin çalışkan Müdürü Hami Özçubukçu’dan bahsediyorum.
Kişilerin görüşü kendini bağlar. Bendeniz de öyle, ancak 41yıl devlet hizmetimin son 15 yılını üst düzey yönetici olarak tamamlayan birisi olarak sevk ve idarede, liderin, yöneticinin, idarecinin kurumlardaki verimin azami düzeyde alınmasındaki rolünün nedenli bir uğraş gerektirdiğini az çok bilenlerdenim. Özçubukçu hata yapan personeli dışlamak değil, ona baba nasihati vererek kazanmayı yeğleğen ve kurumun iç hizmetlerini modernize eden bir özverinin adamı.
Personeli motive etmedeki yani onlarda var olan psikolojik gücü harekete geçirmedeki ustalığı Devlet Hastanesinde polikliniklerde ve diğer departmanlardaki hizmetlerin modern boyutlarda verilmesini sağlıyor. Tabii ki hastane başhekiminin, yardımcılarının, doktorların ve diğer personelin; başta başhemşire Hatice Gürçınar’ın katkıları da var.
Takdir edilmesi gereken, insanları takdir etmek kadirşinaslıktır.
ÖVGÜ MÜ? YERGİ Mİ?